36 ülke fetheden, sürekli ülkesini genişletmekle meşgul olan meşhur İskender, dünya imparatorluğu arzusuyla surâtle yol alırken ölüm düşeğine düştü.İskender; ölümün kendisini yutmak üzere olduğunu farkettiğinde, öğretmeni olan büyük hekim Erastatlis’e bir mektup yazdıHekim de ona cevaben şöyle yazdı:
Kendini koru ve canını Allah'a havale et.
Dünya tarlasında iyilik tohumundan başka hiç bir şey ekme.
Biz annelerden ölmek için doğurulmuşuz,
Çaresizlikte kalınca canımızı ölüme adamışız.
Kendini koru ve büyüklerini kânını dökme,
Ki bedduâ seninle olur kıyamete kadar.
İskender, ölümün nişanelerini gördüğü vakit vasiyetini şöyle yazdı:
1- Benim elimi tabuttan dışarı sarkıtın. Böylece insanlar bütün o kuvvet ve kudreti eline geçiren İskender’in boş ellerle dünyayı terkettiğini idrak etsinler.
2- Ölümümden sonra anneme bir yemek hazırlamasını ve bütün halkı bu yemeğe davet etmesini söyleyin. Fakat yemek yiyecek olanlara şu şartı koysun: ‘Akrabalarından hiç kimsenin ölüm acısını görmemiş olsunlar; ne âzizlerinin, ne dostlarının ve ne de kavimlerinden herhangi birininin ölümünü.
Bu davet zamanı geldiği vakit hiç kimse icabet edemedi. Zira herkes bu gam ve kederden nasibini almıştı.İskender, bütün o ülkeleriyle; Firâvun, bütün o kudretiyle ve dinî rehberler olan Peygamberler (a.s) ve İmamlar (a.s), bütün o mânevi âzametleriyle dünyadan göç ettiler.
Değerli okuyucular! Eğer bir paraya elimiz ulaşmadıysa, bir makama yetişemediysek ve eğer herhangi bir konuda başarlı olamadıysak bu, dünyanın sonu değildir. Yine de çabalamalıyız, gördüğümüz bu başarısızlıklardan tecrübe kazanmalıyız. Ve yeniden kendi emellerimizi - eğer Allah maslahatımıza uygun görürse- gerçekleştirmeliyiz.
Bu dünya odur ki, sonu ölümdür. Onun ne değeri var ki: altın, gümüş, mevki, makam, kadın, çocuk v.b. dünyalıklarla kendimizi üzelim.İsalmî rivayetlerde şu tavsiye edilmiştir: “Ne zaman dünyevî dertler sizi sardıysa kabristana gidiniz ve ölmüş olanların durumuna bakınız”.
Eğer Allah û Taâla dünyayı; iyi, yaşamaya layık ve değerli görseydi, en iyi kullarına; yani kendi Enbiya (a.s) ve Evliyalarına güzel bir yaşamın imkânlarını hazırlardı. Ancak, eğer siz tarihe bir göz atarsanız göreceksiniz ki; Âdem (a.s)’ın yaradılışının başlangıcından ta Peygamber (s.a.a)’e, tertemiz İmamlar (a.s)’a ve yüksek mekamlı âriflere, fakihlere ve gerçek mü’minlere kadar olan zaman sürecinde, yaşamlarının hiç bir bölümünde tam bir rahatlık içinde oldukları görülmemiştir. Eğer bir rahatlık görülmüşse de bu çok kısa bir dönem olmuştur. Allah û Taâla Kurân’da defalarca şöyle buyurmuştur:
“Ahiret diyarı sizin için; geçici, zorluk ve meşekketle dolu olan dünyadan daha kalıcı, daha bereketlidir. Bu yüzden âziz olan canlarımızı o büyük ilahî misafirliğe hazırlayınız ki,o gün temiz bir kalpten başka ne makam, ne servet ve ne de şöhret fayda eder.
İslam kütüphanesi