Peygamberimiz dünyaya gelmeden önce bir kuraklık yaşanmış ve arkasından kıtlık baş göstermişti. Geçim derdi artınca, şehir dışında yaşayan fakir kadınlar, emzirecek bir çocuk bulmak ve para kazanmak için Mekke’ye gelmek zorunda kaldılar.
Bunlar arasında olan Halime Hatun, o günleri şöyle anlatmaktaydı:
“Mekke'ye gelir gelmez, yeni doğan bebekleri soruşturmaya başladık. Onların arasında bir yetimin bulunduğunu öğrenince, bunu sanki duymamış gibi yaptık.
Çünkü âdetlere uyup, yetim çocukları pek almak istemezdik.
Benimle birlikte gelen kadınlar, Mekke’yi dolaşarak birer bebek buldular. Ben açıkta kalmıştım. O sırada Abdulmuttalip, bir sütanne arayıp duruyordu. Onunla karşılaşınca adımı sordu ve Sa’d Kabilesi’nden olduğumu duyunca:
'Ey Halime! Benim yetim bir torunum vardır ki, hiçbir kadın almaya yanaşmadı. Onu emzirir misin? Belki bu yüzden, Allah sana mutluluk verir' dedi.
Bu teklifi kabul etmeye korktum ve eşime danışmak için yurduma döndüm.
Eşim Haris, kıtlıktan bahsederek:
'Belki o bebek yüzünden Allah bize bolluk verir' diyerek razı oldu.
Tekrar Mekke’ye gittim. Abdulmuttalip, beni beklemekteydi. 'Torununu alacağım!' dediğim zaman, beni büyük bir sevinçle Âmine’ye götürdü.
Bebeğin yanına birlikte çıktık. Sütten beyaz bir yün kumaşa sarılmıştı. Altına ise, yeşil ipekten yapılan bir örtü serilmişti. Yanına yaklaşınca, inanılmaz güzellikte bir koku duydum. Sırt üstü yatmış durumda uyumaktaydı. Onu uyandırmaya kıyamadım.
Ellerimi göğsüne koyduğumda, gözlerini açarak gülümsedi. Dayanamadım. Kucağıma alarak o güzel gözlerinin arasından öptüm.”
Peygamberimizin annesi Hz. Âmine, oğluna iyi bakmasını Halime Hatun’a tembih ettikten sonra, iki yıl boyunca göremeyeceği o nur yüzlü oğlunu gözyaşları içinde yolcu etti.
Halime Hatun, daha sonrasını şöyle anlatıyordu:
“Mekke’den ayrılınca, ona ilk sütü verdim. Yanımda da kendi çocuğum vardı. İkisi de süt içip uyudular. Hâlbuki benim çocuğum kolay kolay uyumaz, bizi de uyutmazdı.
Kabileme döndüğümde, süt vermeyen devemizden bol miktarda süt geldi. Eşim de bu işe hayret etmişti.
'Ey Halime! İyi bil ki mübârek bir çocuk bulmuşsun' dedi.”
Halime Hatun’un evindeki yaşlı devenin süt vermesiyle başlayan harikalar.
Peygamberimizin hayvanlarla ilgili mucizelerinin başlangıcıydı. Kısa bir süre sonra, bu bereket diğer hayvanlarda da görüldü.
Sa’d Kabilesi’ndeki davarlar kuraklıktan ötürü süt vermezlerken, Halime Hatuna ait hayvanlar, gittikleri otlaklardan memeleri sütle dolu dönüyorlardı.
Kabilenin büyükleri o çobanlara kızıp: “Yazıklar olsun size! Halime’nin çobanı nereye gidiyorsa, siz de oraya gidin!” diye söylenirlerdi.
Çobanlar ise:
“Zaten öyle yapıyoruz ama olmuyor. Vallahî bu işi anlamadık" derlerdi.

