Oyunlar

Sizin için özel seçtiğimiz birbirinden eğlenceli oyunlar için tıklayın.

Fıkralar

Çok güleceğiniz komik fıkralar. Görüntülemek için tıklayın.

Sesli Hikayeler

Sesli Hikayeler

  • Keloğlan ve Arkadaşları (YENİ)

    Yoksul Keloğlan’ın bir ineği varmış. Besili mi besili. Ne kadar yaramaz kişi varsa köyde gözleri bu inekte. İkide bir keserlermiş Keloğlan’ın yolunu - Sende akıl mı var bire keleş oğlan, Ne besleyip duruyorsun bu buzağı vermezi? Kes de şölen çek etiyle bize, hem atana rahmet okur, hem de çıkarıp üç beş kuruş veririz sana. Sen de bu parayla gider doğurgan bir inek alırsın kendine. Ağzından girmişler, burnundan çıkmışlar Sonunda “eh” dedirtmişler Keloğlan’a. Kesilmiş, şişe geçirilmiş besili inek. Nar gibi kızartılmış...

    Devamı için tıklayın
  • Kartalın Kibiri (YENİ)

    Bir varmış, bir yokmuş. Yüksek kayalıklarda yaşayan bir kartal varmış. Bu kartal, bütün kartallar gibi geniş kanatlarıyla yükseklerde süzülür, keskin gözleriyle avını görür ve güçlü pençeleriyle de avını yakalarmış. Gözüne kestirdiği hiçbir avı da kaçırmazmış. Günlerden bir gün yükseklerde süzülüp, keskin gözleriyle kendine uygun bir av bakıyormuş. “Bu defa şöyle büyük bir şey avlamalıyım" diye içinden geçirmiş. Tam o sırada aşağıda bir ceylan yavrusu görmüş. Önce tereddüt etmiş. Çünkü bu av onun için biraz büyükm...

    Devamı için tıklayın
  • Kırakyada Bir Çocuk (YENİ)

    Bir varmış bir yokmuş. Zamanın birinde Kırakya diye Suyu ve yeşilliği bol bir şehir varmış. Pınarlar fışkırırmış her yanından Ancak burayı çok kötü kalpli Sadok adında bir kral yönetirmiş. Bu adam kendi halkına eziyet eder Onları köle aibi çalıştırırmış. Çocukları da hiç sevmezmiş. Bunun için Kırakya şehrine Çocuk parkı bile yaptırmamış. Günlerin birinde Kırakya şehrine, Çok uzaktan demir kuş gelmiş. Bir mektup bırakmış Sadok'a Samalika kralı Buşat’tan Söyle diyormuş çok uzak şehrin kralı; "Bizim suyumuz tükenmek ü...

    Devamı için tıklayın
  • Ramazan

    Bir varmış, bir yokmuş. Adı bilinmeyen uzak dağların ardında, hiç kimsenin duymadığı bir ülke varmış. Bu ülkede insanlar büyük büyük işler yaparlarmış; daha doğrusu öyle olduğunu zannederlermiş. İşleri büyük olunca, her anları çok yoğun olurmuş. Artık kimse kimseyi görmez olmuş ülkede... Sabah erkenden uyanan halk, işbaşı yapar; akşama kadar işinin başından ayrılmazmış. Dedik ya; büyük işlerin adamlarıymış onlar!.. O yüzden, ne doğarken, ne de batarken; onları hiç ilgilendirmezmiş güneş... Ne bahar geldiğinde kırla...

    Devamı için tıklayın
  • Elma Ağacı

    Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak: "Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık". Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur'an'ını okumaya koyulurdu. Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe...

    Devamı için tıklayın
  • Gizemli Orman

    Şirin bir orman köyünde Hakan ve Gökhan adında iki kardeş yaşarmış. Hakan iyi huyluymuş, Gökhan ise başına buyrukmuş. Bu yüzden pek anlaşamazlarmış. Bunlar, büyüklerinden ormanın arkasında güzel bir bahçe olduğunu duymuşlar. İki kardeş, bir gün bu bahçeye gitmeye karar vermişler. Gökyüzüne uzanan ağaçların gölgelediği patikada ilerlerken yolun ikiye ayrıldığını fark etmişler. Orada konaklamakta olan bilge bir adama sormuşlar: Hangi yol iyidir? Bilge adam ciddî bakışlarla onları süzmüş. Sonra şöyle cevap vermiş:...

    Devamı için tıklayın
  • Doğru Seçim Güzel Seçim

    Pek eskiden, Güneş, Ay ve horoz gökte hep birlikte yaşarlarmış. Güneşle Horoz birbirlerini çok sever, çok iyi geçinirlermiş. En ufak bir anlaşmazlık bile olmazmış aralarında. Ama ay, Horoz’dan hiç hoşlanmaz, fırsat buldukça onu tartaklar, elinden gelen kötülüğü geri koymazmış. Güneş yeryüzünü aydınlatmak için yola çıkıp, gözden uzaklaştı mı, Ay başlarmış Horoz’a buyruklar vermeye. Onu uşağı gibi kullanır, her işini gördürürmüş. Horoz, Ay’a hizmet ederken elinden gelen bütün gayreti gösterirmiş. Ama Ay gene de ...

    Devamı için tıklayın
  • Çok Bilmiş Tilki

    Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Develer tellal iken, pireler berber iken Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar îken... Birden ip koptu, beşik devrildi, babamın kafası yarıldı Eyvah, kaç kaçabilirsen dön köşeyi... Neyse sözü fazla uzatmayalım, masaldır bunun adı, kaçırmayalım tadını... Hayvanlar aleminde tilkilerin ne kadar zeki ve kurnaz olduğunu bilirsiniz. Amaaa... "Çokbilmiş"i diğerlerinden ayıran bir özelliği vardı, biraz aptaldı... Biraz mı? Aslında biraz daha... ...

    Devamı için tıklayın
  • İyilik Yapan İyilik Bulur!

    İyi huylu, temiz ahlâklı iki kardeş, babalarından kalan çiftlikte birlikte çalışırlardı. Her günün sonunda bu iki genç kazandıkları ürünleri ve kârlarını eşit olarak bölüşürlerdi. Gençlerden biri evliydi; diğeri ise henüz evlenmemişti. Günün birinde evli olmayan kardeş kendi kendine: “Mahsulümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç hakça değil” diye düşündü. “Ben yalnızım ve pek fazla şeye ihtiyacım yok” Bu düşünceler zihninde olgunlaşarak bir karara vardı; her gece dışarı çıkıp dolu bir çuvalı gizlice ağabeyini...

    Devamı için tıklayın
  • Güzel Kokudan Bayılan Adam

    Adamın biri, gül sularının ve güzel kokuların yapılıp satıldığı bir çarşıdan geçerken düşüp bayılıvermiş. Çarşı esnafı koşuşup adamı ayıltmak için seferber olmuş. Kimi gülsuyu koklatmış, kimi misk-i amber. Fakat, adam, tam kendine gelecekken, güzel kokuları aldıkça tekrar bayılıyormuş. Kimse ne yapacağını bilememiş. O sırada, adamın kardeşi oradan geçiyormuş. Akıllı ve tecrübeli adam, ağabeyinin neden bayıldığını anlamış ve bir miktar deri bulup ona koklatmış. Şaşılacak şey, adam derinin kokusunu alır almaz kendin...

    Devamı için tıklayın
  • Hacılara Bayram Hediyesi

    Evde bir telaş bir telaş. Kurban bayramına iki gün kaldı ya, annem ve anannem “Yok bayram alışverişi idi, yok bayram temizliği idi" diye yoruldular. Ben de boş oturmadım elimden geldiğince yardım ettim elbet. Şimdi de birlikte televiz-yonda Kabe'yi tavaf eden hacıları izliyoruz. Ne kadar kalabalık! Hac önemli bir görev olsa gerek. Ananem ne zaman 1 Kabe' sözü duysa gözleri nemlenir. Elinde ne varsa bırakır. Ellerini açar ve "Yüce Allah'ım. Bana tekrar o mübarek yerleri görmeyi nasip et" der. "Ne kadar da kalaba...

    Devamı için tıklayın
  • Üç Arkadaş

    Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar üç arkadaş varmış. Bir gün beraber ormana yürüyüşe çıkmışlar. Ormanda dar patikalar arasında yürürken öndekinin ayağına bir şişe çarpmış. Durup merakla şişeye bakmışlar. Öyle ya, ormanın ortasında bir şişenin ne işi olabilir ki. Şişeyi kaldırıp incelerken birde ne görsünler? İçinde bir cin onlara bakıyor. Şişedeki cin, üç arkadaşı gördüğüne çok sevinmiş. Hemen onlara yalvarmaya başlamış; Lütfen, bana yardım edin. Beni bu şişenin içinden çıkartın. Eğer beni kurtarırsanız, hep...

    Devamı için tıklayın
  • Hırsız ve Alim

    Bir varmış bir yokmuş Çok önceleri yoksul bir adam varmış. Bu adamın uzun zaman boyunca Sevineceği bir çocuğu olmamış. Hep dua ediyormuş çocuğu olsun diye. Sonunda Allah duasını kabul etmiş Adama bir evlat vermiş. Çok sevinmiş çocuğu olduğuna Ancak sevgisi öylesine çokmuş ki Çocuk büyürken yaptığı hatalara karsı hiç sesini çıkarmaz ve uyarmazmış. Bir gün eve bir ekmek getirmiş. Nereden getirdin diye sormamış Sevinmiş bir de onunla Oturup yemişler afiyetle Başka bir gün de para getirmiş Hem de hiç çalışmadan, ...

    Devamı için tıklayın
  • İyimser Kaplumbağa

    Büyük ağaçlarla dolu bir ormanda yaşayan, kendi halinde bir kaplumbağa varmış. Bu kaplumbağa, şartlar ne olursa olsun mutlu olmanın bir yolunu bulurmuş. Bunu da hayata iyi yönlerinden bakarak başarıyormuş. Başına ne gelirse gelsin, onda iyi bir taraf bulabiliyormuş. Kısacası kaplumbağa, iyimserliğiyle mutlu bir yaşam sürüyormuş. Havanın sıcak olduğu bir gün, ormanda gezintiye çıkmış. Kaplumbağa, şarkılar söyleyerek dolaşıyormuş. Dolaşırken susamış ve su aramaya koyulmuş. Saatlerce aramasına rağmen, içecek bir da...

    Devamı için tıklayın
  • Kırk Altın

    Geylan sokakları, çocukların neşe içinde bir o yana bir bu yana koşarak oynarken çıkardıkları seslerle yankılanıyordu. Çocuklardan biri: - Hey Abdülkadir!.. Sen de gel bize katıl, dedi bir kenarda düşünceli bir şekilde oturan çocuğa. - Benim canım oynamak istemiyor. Ben eve gitmek istiyorum. Abdülkadir, arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında yerinden kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. Abdülkadir’in yaşı ufaktı, ama idealleri büyüktü. Bağdat’a giderek ilim öğrenmek ve insanlara faydalı olarak Allah’ın rız...

    Devamı için tıklayın